|
BOĞAZKALENİN TARİHİ

1.
HİTİTLER ÖNCESİ
Boğazköy'de gerçek bir yerleşmenin en eski bölgesi
M.Ö.üçünçü bin yılın yarısına aittir.Bu döneme kalkolitik çağ
denilmektedir.Şehrin gerçek tarihi M.Ö.1900'lü yıllarda başlamıştır.
KANİŞ ve ZELPA adındaki şehir devletlerinde yaşadığı dönemde hattuş
şehrinde pijusti adında bir kral ile son bulan bir hanedan merkezi idi.
Bu şehir devletlerinde hatti halkı yaşardı.Huttuş-Hattuşaş-hattuşa
isimleri hatti şehri manasına geldiği sanılmaktadır.
Hattuş şehrinde hattilerle birlikte Asurlularda oturmaktaydı,Çünkü bölge
Asurluların ticaret koloni bölgesiydi.Hattuş tiçari olarak Kanes
(kültepe kayseri'ye)bağlı Kanes ise Asur merkezine bağlıydı.
Asur tiçaret kolonileri Hatuş şehriyle birlikte Kussaralı Anitta
tarafından yakılarak yok edilmiştir.
Anitta Kusarsa (kussar)da yaşayan ön hitit kralıdır.Kussar şehrinin bu
günkü yeri henüz bulunamamıştır. Anitta'dan sonra tahta geçen LABARNA
Başkenti HATUTŞA'ya taşımış bu nedenle HİTİT devletinin gercek kurucusu
sayılmıştır.
2.HİTİTLER
Hititler iknci bin yılın başlarında orta asya'dan kafkaslar
üzerinden Anadolu'ya giren Büyük bir İmparatorluk kurarak 600 sene
yaşamışlardır. M.Ö.1650 yılında LABARNA ölünce yerine 1.HATUŞİLİ geçmiş
hitit topraklarını halep'e kadar genişletmiştir. Kral AMMUNAŞ zamanında
önemli taht kavgaları ve karışıklık yaşanmış bu nedenle kuzey suriye
toprakları MİTTANNİ devletinin hakimiyetini girmiştir.
M.Ö.1500 Yıllarında tahta gecen TELİPUNİŞ taht kavgararını sona
erdirmiş ve MİTTANİ'leri yenmiştir .MEŞHUR TELİPUNİŞ fermanını
yazmıştır.M.Ö.1335 de ŞUPİLİLUNA tahta gecer kastamonu çevresindeki
GAŞKA'ları eğemenliğine alır. Batı anadolu'yu ve KLİKYAYI kendine
bağlar.MİTTANİ devketi yerine kurulan HURRİ krallıgını yıkar.Gercek
sahibi olur. HURİLER yarı olarak mısır FİRAVUN'luguna bağlıydı bu
nedenle firavunlukla arası açılmıştır.
M.Ö.1306 da tahta gacen MUVATTALİ Suriye toprakları için Mısır
firavunu RAMSES'le KADEŞ ovasında savaşa tutuşur. 17.000 piyade askeri
4500 hitit şavaş arabasının üstünlüğü ile RAMSES'i bozguna uğratır.
Hititlerin talana başladıgını gören RAMSES AMON ordusuyla yeniden
hititlere saldırır fakat savaşın kesin galibi olmaz herkes kendi
kazandıgını iddia etsede suriye toprakları hititlere bırakılır.Antlaşma
yapılır.
Bir rivayete göre de ğüneş tutulması nedeniyle şavasın bırakılıp barış
imzalandıgı yönündedir. Ancak tarihteki ilk yazılı antlaşma kadeş
antlaşması M.Ö. 1296 da tahtagecen üçünçü hattuşili 1280 yılındaki
antlaşmayı imzalamış kızınıda RAMSES'e vererek antlaşmayı
pekiştirmiştir. M.Ö.1250 yıllarında tahta gecen dördünçü tathaliyuş
dönemminde hititler altın cağını yaşamışlardır.
TATHALİYUŞ Hattuşa'ya pek çok eser kazandır mıştır ve yazılıkaya
tapınağını yaptırır.
M.Ö. 1220de ARNAVUVANDAŞ 'la başlayan sorunlar 1190 'da ikinçi
ŞUPPİLİLUMA zamanında devam etmiş olan DENİZ KAVİMLERİ ğöçü önüne gelen
herşeyi silip supürmüş HİTİT devleti tarih sahnesinden cekilmiştir.
3.HİTİT SONRASI
M.Ö.1200 yıllarında Anadoluya gelen FİRİĞLER zayıflamış olan Hititleri
yenerek GORDİYON (polatlı yakınlarında) MERKEZLİ bir devlet kurarlar.
HATUTŞA FİRİĞLER için ikinçi öneme sahip bir şehir olarak kalır. 1200 lü
yıllarda gelmelerine rağmen gercek manada devletlerini .M.Ö.800 yılında
kurarlar .M.Ö.620 de kimmer iştilasına dayanamaz yıkılırlar. M.Ö.600 lü
yıllarda HATTUŞA VE ÇEVRESİ MED'lerin (persler) imparatorlugunun
kapadokya sarptraplığına bağlı bulunur.
Perslerin Makedon Kralı büyük iskender'e yenilmesiyle kapadokya ve
Hattuşa çvresinde HELENİZM ve GALAT dönemi başlar.Roma ile Persler
arasında tampon bölge olarak ROMA'lıların PERS'lerin ve Bölge Halkının
beraber yaşadığı Kültür ve sanatmerkezi olan önemli bir bölge halini
alır.Bu dönemin önemli bir merkezi olan TAVİUM (büyüknefes köyü)
hattuşa'ya 20km mesafededir. M.S. 63 Yılındada POMPUUS isimli Roma
komutanı bölgeyi romaya bağlamıştır. PERSLER Tarafından en önemli
yollardan biri sayılan KRAL YOLU hattuşadan gecmektedir.
Roma imparatorlugunun ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma sınırları içinde
kalır.Daha sonra roma Bizans adını almıştır. 1071 yılında Anadolunun
kapılarının Türklere açmıştır.
4.SELÇUKLU DÖNEMİ
MALAZĞİRT Şavaşından sonra Anadolu Türk Fethiyle Türklerin eline
geçer. Danişmendler Çorum ve Boğazköy çevresini Fetih ederek Selçuklu
topraklarına katarlar.
Cenğizhan'nın torunu Halugu han Anadolu ve İran'ı ele geçirerek
bölgeyi Türk Moğol idaresine sokar.
Haclı ordularının akını nedeniyle Zayıf düşen SELÇUKLULAR Dayanamaz ve
yıkılırlar .Cenğiz hanın Ölümüyle kurulan İLHANLILAR devletin yönetimine
girerler. Ancak İslam ve İslam medeniyetine Büyük zarar veren Moğollar
Zamanla İslamiyet'i seçerler Fakat Hanedan İslamiyeti Secmez ancak
güclenen ve her tarafta ilan edilen Anadolu beyliklerine dayanamayıp
yıkılır. Boğazköy ve cevresı yıne Moğollar tarafından kurulan Eratna
beylığine daha zonrada Kadı Burhanettin beyliğine bağlı kalır. Çorum
cevresinde azınlık olarak kalan Moğollara Kara Tatar da denilir .
Yıldırım Beyazit bunlara savas açar Çorum suyu yakınlarında Kara
Tatarlar Yıldırım Beyaziti yenerlersede daha sonrada Yildirim beyazit
Corum ve cevresini Osmanli topraklarina katar.
5.OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ
TİMUR HAN'ın Yıldırım Beyazıt'a karşı verdiği Ankara savaşında
(1402) kara tatarlar Timur'u desteklerler. Savaşı kazanan timur
Karatatar'lardan bir gurubu zorla Semerkant'a götürür. Mehmet celebi
İkinçi murat zamanında bu bölgede kalan Kara Tatarları Bulgaristan'a ğöç
ettirir.
Osmanlı devleti İran ve memlükler arasında bir tampon bölge olarak kalan
DULKADİRLİ beyliği komşularıyla iyi ilişkiler içinde yaşamına devam
eder. DULKADİRLİ BEYİ Alaüddevle bacısını (sittiyi)Fatih sultan
mehmethana eşolarak vermiş,kızını ise (ayşe hanım)ikinçi BEYZIT'a eş
olarakvermiştir.Ayşe hanımdan Yavuz sultan Selim han doğmuştur.
Osmanlı devletini tehdit eden İran Şahı Şah İsmail'le karşı şavaşa
girişen selimhan dulkadirli bey'liğinden yardım ister.Yeğenleri olan
sultan selim'in Şah İsmail'i yene bileceğine inanmayan dulkadirliler
yardım vermezler. 1514 de Çaldıranda Zaferkazanan Selim han İstanbul'a
dönerken Dulkadirli beyliğinide ortadan kaldırarak bölğeyi Osmanlı
topraklarına katar.
Yavuz sultan Selimin önünden kaçan Alauddevlenin oğlu Şahruhun
Torunlarından Osman bey dulkadirli'lerin kale kolu olarak BOĞAZKÖY ve
çevresine yerleşir.
A.DULKADİRLİLERDEN ÖNCEKİ BOĞAZKÖY;
Bu zamana ait Yazılı bir kaynak yoktur.BOĞAZKÖY'deki ihtiyarların
kendi büyüklerinin rivayettiyle şu bilğiler derlenmiştir.Halen BOĞAZKALE
hattuşa mahallesinde ikamet etmekte olan Ğülüman ailesinin BOĞAZKÖYDE
sözü gecen en önemli bir sülale olduğu söylenirdi. Çevresinde bulunan
diğer ailelere ağalık yaptıkları sanılmaktadır. Boğazköy'e gelen kale
kolu Dulkadirliler Maraştan getirdikleri ğüçlü maddi imkan ve çevresiyle
Ğülüman ailesine rekabet etmişlerdir.
B.DULKADİRLİ İDARESİNDEKİ BOĞAZKÖY;
DULKADİRLİLERİN Bogazköye geldiğini duyan ve daha önçe Dulkadirlilerle
İletişim İçinde olan bazı guruplar Boğazköy'e ğöç ederler. ELBİSTANLI
,BOSTANLI ailesi Maraş Elbistan'dan OCAKLI ailesi Sivas yıldızeli'nden
attila ailesi Malatya arapğirden Ğemerekli ailesi Sivas Gemerekten Kasım
oğulları (can ve baykal) ailesi İrandan gelerek Dulkadirlilerin
çevresini oluşturmuşlardır.
Osmanlı devleti tarafından af edilen Dulkadirliler Boğazköy ve Sungurlu
çevresinin hakimi olmuşlardır. Osmanlı devletine iç isyanları bastırma
ve eşkiyalarla mücadelede hizmet vermiş kapılarında Asker
beslemişlerdir.
Daha sonraki yıllarda ise bölge kara tatarlardan da temizlenmesiyle
ğöç akınına uğramıştır.
Uluzman ,Velizman Erer ve Erol aileleri Ankara cevresinden Kutlu ,pulla
Takmaz ve tangaz aileleri Tokat bölgesinden yine müezzin oğulları
sülalesinden Mete ,Boğazoğlu ve okur aileleri Tokattan Köse ailesi
kırşehirden Tütünçü ailesi Sungurludan Çorlu ailesi çorumdan ,Kunduz
ailesi Afgannistanın Kunduz şehrinden Şimşek ailesi Gürcistandan
,Atmanlar Malatyadan Diğer ailelerin ise boğazköyün yerli halkımı ve
yahutta başka yerlerdenmi geldikleri araştırılmaktadır.Bu ailelerle
birlikte ğüçlenen Dulkadirliler ağalıkların da ikamet etmişlerdir.
6.CUMHURİYET DÖNEMİ
Osmanlı Devletinin Son zamanlarında maddi güç kaybeden Dulkadirliler
(DÖLARSLAN) ailesi Cumhuriyet dönemiyle birlikte ağalıklarını
kaybetmişlerdir.
Çapanoğlu'na karsı (T.B.B.M.)Nİ desteklemişler ve Meraşal Fevzi
Çakmak'ın dostluğunu kazanmışlardır.Yine dulkadirli (dölarslan)
ailesinden ziya bey Boğazköyde bulunan bir civi yazılı tapleti
İstanbul'a ğöndermiş İlgi çekmiş ve hattuşa kazılarının başlamasına
sebeb olmuştur.
Cumhuhuriyet Döneminde Yekbas nahiyesine bağlı olan Bogazköy
Maraşal Fevzi Çakmak emriyle(belkide ziya beyin riçasıyla) Yekbas
nahiyeliği fesolmuş Bogazköy nahiye ilan edilmiştir.İsmi BOĞAZKALE
olarak değişen Nahiye merkezi (bucak) 1967 yılında Belediye olmuş İlk
Belediye Başkanı Dölarslan ailesinden Şahin bey yapmıştır.
04.07.1987.ğün ve 3392 sayılı kanunla ilçe olmuştur.
SON DURUM;
HİTİTLER'in baş sehrini içinde bulunduran Boğazkale Turustik bir
ilçe'dir. Yıllar boyu ğöç alan Boğazkale İşsizlik nedeniyle ilçenin
Nufusundan daha fazla boğazkaleli şu anda ANKARA başta olmak üzere
İstanbul, izmit sonzamanlarda ise Antalya başta olmak Üzere Büyük
Şehirlere Bir akın vardır .İLÇEMİZ BOGAZKALE 2000 NUFUSUYLA VE 13
KÖY(çarşı cuma,emirler,ğöl pınar,kadılı türk ,kara
keçili,kaymaz,örenkaya,sarıçiçek,yanıcak,yazır,yeni kadılı ,yukarı
fındıklı),İKİ KASABA (evren ,evçi)BİR MEZRASI (ibikçam)OLMAK ÜZERE 260KM
YÜZÖLÇÜMÜ 1020 RAKIMLI ÇORUM İLİNİN EN YÜKSEK İLÇESİDİR .
BOĞAZKALE'nin GENEL ÖZELLİKLERİ
-Hititlerin, Hint-Avrupa dil ailesi'ne dahil bir dil konuştukları
için Hint - Avrupa kökenli bir topluluk olduğu kabul edilmektedir. İ.Ö.
ikibin yıllarında Anadolu'ya göç ederek yerli Hatti Beylikleri üzerinde
hakimiyet kurdukları bilinmektedir.
-Anadolu'ya geliş yönleri, Kafkasya üzerinden, Çanakkale
Boğazı'ndan ya da Karadeniz'den olmalıdır. En genel kabul gören görüş,
Kafkasya üzerinden Anadolu'ya indikleri yönündedir.
-Tarihteki ilk kralları Kuşşara kralı Pithana'dır. İlk yerleşim
yerleri ise Kuşşara'dır. Pithana'nın oğlu Anitta zamanında başkentleri
Neşa (Kaniş) olmuştur. Anita, Hatti krallığının başkenti olan Hattuş'u
(Boğazköy), çok büyük hazineleri olduğunu tahmin ederek kuşatmış fakat
şehirde herhangi birşey bulamayınca kızarak şehri tamamen yakıp yıkmış
ve ünlü lanetini savurmuştur.Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri
aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve
Hattuş'u yeniden iskan ederse gökyüzünün (Fırtına Tanrısı'nın) laneti
üzerinde olsun.
-Daha sonra Anita'nın soyundan gelen torunu Hattuşa'yı bu kez Hitit
krallığının başkenti yapacak ve kendisine de hattuşili adını verecektir.
Hattuşa antik kalıntıları bugün UNESCO'nun Dünya Kültür Mirasları
listesinde yer almaktadır.
-Hititler yerli halkın ekonomik ve kültürel etkilerinden
etkilenerek dil ve dinlerini benimşemiş ve ırklarını hatti ırkının
içinde eritmişlerdir.
-Hititler, Asurluların Anadolu'dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet
idaresini ellerine almışlardır. Anadolu'nun yerli halkıyla kaynaşıp
Hitit Devleti'ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna'dır.
Başkenti ise Hattuşa'dır. (Boğazköy)
-Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit
İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hitit Devleti'nin
kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak,
Anadolu'nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş
anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar,
kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer
alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır.
-Aslında Hattiler'e ait olmasına rağmen Hitit Güneş Kursu olarak
anılan törensel nesne, Hititlerin sembolü kabul edilir.
-Hitit adı Eski Ahit'e göre uydurulmuş bir isimdir. Bugün Hitit
diye anılan bu halkın kendilerine "Nesi dili konuşan" anlamında Nesili
dediklerini biliyoruz. Hititler kendilerine "Neşalılar" diyorlardı.
-M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli aglutinant
dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk
bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve
gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey
Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi
Hattiler'di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem
şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir.
M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla
sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı
kaynaklardan Hititlerin, Anadolu'ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2.
binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali
çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu'ya kuzey Karadeniz üzerinden veya
kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin
kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir.
-Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan
Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin
arazilerine hakim olmuşlardır.
-Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara
Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit
diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa'yi zaptedip krallığın ilk merkezi
yaptılar. M.Ö. 1700;lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Kralı Pijusti,yi
yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. Geceleyin yaptığım bir
saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim
kral olur ve Hattuş'u yeniden iskan ederse gökyüzünün [[Fırtına
Tanrısı]]'nın laneti üzerinde olsun.
-Hattuşa M.Ö. 17. yy.ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili
tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti'nin kurucusu I.
Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan
sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesinde [[Hurri Ülkesi]]ne karşı
yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya
devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde
devam ederek ve Suriye'deki şehir devletlerini devreden çıkartarak,
Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi
ve ordu Babil'e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi.
-Ancak, Murşili'nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık
dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü.
Hantili'den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya,da Hantili ile aynı
kaderi paylaşarak öldürüldüler.
-Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney
ve Güneydoğu Anadolu'daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı'na
kaptırdı.
-Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı
başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri
durdurarak, Anadolu,yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına
almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı
olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara
bağladı.
-Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini Orta
Krallık adı verilen dönem izler.
-Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar'la
da baş etmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat'ın
yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya,da Hurrilere karşı
yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I.
Tuthaliya,nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı
anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya,nın hükümdarlık alanı genelde
Anadolu ile sınırlı kalmıştır.
-I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu'daki hakimiyetini
sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya'nin bazı
bölgelerini Hitit Krallığı'na katmıştır. Kaşkalarla savaşmış, Ugarit
Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır'da
Tutankhamon'un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş,
Kargamışı alarak Mitanni Krallığı'na son vermiştir.
-II.Murşili'nin, Anadolu'nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri,
Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur
etkisiyle Suriye'de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır.
-Babası Murşili'nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen 11.
Muvattalli, yirmi yıldan fazla Büyük Kral olarak hüküm sürmüştür. O nun
küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey
sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa'da Vali olarak
Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli
sarayını, Tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa'dan
Tarhuntaşşa'ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye'deki Amurru
bölgesi nedeniyle, Hititler'in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır'dı. Bu
anlaşmazlık Kadeş Savaşı'na yol açtı. (M.Ö. 1274)
-Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve
Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun
geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri
görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi
yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşlik
etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat
bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru
yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise
Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır.
-Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve
imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III.
Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden
Hattuşa’ya taşımıştır.
-Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana
II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile
olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan
ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş
durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır.
Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji
Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır.
Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme
alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış
antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir.
Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi
Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir.
-Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen,
III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir
kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi
yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş
ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan
sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa
ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak
hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı
ile aynı düzeyde yer verilmiştir.
-Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın
oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da
gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir.
Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta,
II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da
başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite
kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve
doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle
antlaşma yapıldığı belirtilir.
-Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma
nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına
çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın
hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit
aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit
Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar,
sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük
miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda
Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin
azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç
olarak değerlendirilmektedir.
-Hitit Dili;
Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler,
Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin
en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala
dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak
kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her
işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de
Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin
kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte,
heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu.
Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda
tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir
gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da
(LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve
yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır.
Hitit Dilinin Çözülmesi: Hitit dilini ilk defa Hrozný
çözmüştür. Çıkış noktalarından birincisi özel adların saptanması,
ikincisi de Hititçe metinlerde ideogram denilen ve kavram ifade eden
işaretler oldu. Bu dilin Hint-Avrupa olduğu "nu ninda-an ezzateni
ụadar-ma ekutteni" (Şimdi sen ekmeği yiyeceksin ve sonra suyu içeceksin)
cümlesi ile ilk defa tahmin edildi. Hrozný'nin çalışmalarında
düzeltmeler yapıldı. 1920'de Alman Ferdinand Sommer, Hrozný'nin
bütün tezlerini filolojik açıdan bir bir taramıştı. Sommer'in
çalışmalarını Johannes Friedrich ve Albrecht Götze geliştirdi. İlk
gramer çalışmasını da 1919'da Fransız dilcisi L. Delaporte yaptı.
1933'te Amerikalı Sturtevant bu çalışmayı geliştirdi. Johannes Friedrich
de 1940'ta tamamladı. Friedrich'in "Hititçe'nin İlkeleri"nin 2. bölümü
1946'da yayımlandı. Burada çok sayıda okuma parçaları çevriyazıya
geçirilmiş, bunların açıklamaları yapılmış ve ayrıca kelime cetvelleri
eklenmişti. 1952-54'te "Hitit Sözlüğü"nü yayınladı. Hitit
hiyerogliflerini ilk defa Sayce çözmeye başladı. Alman Leopold
Messerschmidt, Peter Jensen gibi isimler bu yazıyı çözmek için
çalışmalar yaptılar. Aynı sonuçlara ilk varanlar Meriggi ile Bossert
oldular. Friedrich Hrozný de onları onayladı. Bittel ile
Güterbock 1936'da ilk kral adını okudular. "Šuppiluliuma" kesin bir
biçimde okundu. 1946'da Alman profesörü Helmuth Th. Bossert'in bulduğu
en uzun çiftdilli tabletti.
Hitit Dilinin Gramer Özellikleri: Adlar: Hititçe adlarda iki cins
tesbit edilmiştir. 1-Müşterek Cins (Eril ve Dişil) 2-Cinssiz. Hititçe ad
çekiminde bu iki cins arasındaki fark sadece Yalın ve Belirtme
hallerinde görülür. Hangi ismin Müşterek Cins hangisinin Cinssiz
olduğunu hatırda tutmak için ismin Yalın hal çekimini bilmek yeterlidir.
Hititçe adların sekiz hali vardır: 1-Yalın Hali 2-Hitap Hali 3-Belirtme
Hali 4-İlgi Hali 5-Yönelme Hali 6-Bulunma Hali 7-Çıkma Hali 8-Alet Hali
Şimdi bu hallere örneklerle değinelim:
1-Yalın hali Türkçe'mizde adın eksiz halidir. Yani Türkçe'de kelimenin
sözlükte bulunan şekli yalın haldedir. Oysa Hititçe'de Yalın hali
dediğimiz zaman yabancı terminolojideki Nominativusa bulunan karşılık
olan Yalın Hali terimi biraz eksik kalıyor. Çünkü Türkçe'de yalından
kasıt bu halin Türkçe'de eksiz olarak bulunması, yani kelimenin en sade,
katkısız biçimi olmasındandır. Oysa Hititçe'de bu halde bulunan müşterek
cinste kelimeler teklik halinde -š , çokluk halinde ise -eš ,-uš ,-aš
eklerini almış haldedir. Ancak cinssiz kelimeler çoğu zaman bu halde
eksiz bulunmakla birlikte, teklik halinde -n , çokluk halinde -a ve -i
ekleri de görülür. Örnekler: anna- "anne-" annaš "anne" (müşterek cins
teklik ve yalın hali); išhiul- "suç-, günah-; problem-" išhiul "suç,
günah; problem" (cinssiz teklik ve yalın hali); peda- "yer-" pedan "yer"
(cinssiz teklik ve yalın hali)
2-Hitap Hali Türkçe'de bu durum için özel bir çekim yoktur. Onun için
Hititçe bu halde bulunan kelimenin önüne bir "ey" edatı getirmek yada
yazıda sadece bir "!" işareti ile çeviride yazılmak suretiyle
belirtilebilir. Mesela išha- "bey-" išha "ey bey!, bey!". Hititçe hitap
hali eksizdir ya da bazen -e eki ile bulunur.
3-Belirtme Hali Türkçe'mizde -ı, -i, -u, -ü, -yı, yi, -yu, -yü
tamlamadan sonra -nı, -ni, -nu, -nü şekillerinde görülür. Cümle analizi
yapmakta acemi olanlar -ı, -i, -u, -ü, -sı, -si, -su, -sü (tamlama ya da
üçüncü şahıs iyelik eki) ile belirtme hali ekini karıştırabilirler.
Hititçe'de Belirtme Hali eki müşterek cins için -n iken, cinssiz
kelimede yalın hali ile belirtme hali aynıdır. Örnekler : halki- "tahıl"
halkin "tahılı" (Müşterek Cins Teklik ve Belirtme Hali) peda- "yer"
pedan "yeri" (Cinssiz teklik ve belirtme hali) Not: Cinssiz kelimeler
analiz edilirken iki halde de adın biçimi aynı olduğundan hep
yalın-belirtme hali denir.
4-İlgi Hali: Türkçe'mizde -ın, -in, -un, -ün, -nın, -nin, -nun, -nün
şekillerinde görülür. Hititçe İlgi Hali eki teklik ve çokluk hali için
hem müşterek cinste hem de cinssizde -aš olarak görülür. Fakat dilin
eski evresinde çokluk halinde -an eki görülür. Örnekler: DUGišpanduzzi-
"şarap kabı" DUGišpanduzziịaš "şarap kabının" (Teklik ve İlgi Hali) heuš
"yağmur" heụaš "yağmurun" (Teklik ve İlgi Hali)
5-Yönelme Hali: Türkçe'mizde -a, -e, -ya, ye tamlamadan sonra -na, -ne
şekillerinde görülür. Hititçe'nin eski evresinde Teklik Halinde -a eki
Yönelme Hali eki iken yeni evresinde Bulunma Hali eki -i her iki hali de
karşılar olmuştur. Çokluk Halinde ise Yönelme ve Bulunma durumu eki -aš
olarak görülür. Örnekler: aruna- "deniz" aruna "denize" (Eski Yönelme
Hali) aruni "denize, denizde" (Teklik ve Yönelme-Bulunma Hali)
6-Bulunma Hali: Türkçe'mizde -da, -de, -ta, -te tamlamadan sonra -nda,
-nde şekillerinde görülür. Hititçe Bulunma Hali eki Teklik Halinde -i
Çokluk Halinde -aš olarak görülür. Analiz yaparken her zaman
Yönelme-Bulunma Hali denir.
7-Çıkma Hali: Türkçe'mizde -dan, -den, -tan, -ten tamlamadan sonra
-ndan, -nden şekillerinde görülür. Hititçe Çıkma Hali eki Teklik ve
Çokluk Hallerinde -az(a) olarak görülür. Örnekler: zahhaiš "savaş"
zahhiịaz(a) "savaştan"
8-Alet Hali: Türkçe'mizde ile edatıyla karşılayabileceğimiz yapı Hititçe
Teklik ve Çokluk Hallerinde -it Hal eki ile görülür. Örnekler: haštai-
"kemik" haštit "kemik ile".
Hititçe Fiiller Hititçe fiillerin Şimdiki Zaman Teklik Hali 1.
Şahsın ekine göre mi-çekimi ve hi-çekimi olarak belirlenen iki çekimi
ayırt edilir . İki fiil çatısı vardır: Etken ve Orta-Edilgen. Bunlardan
ikincisi Yunanca veya Hint-İran Orta Çatısı tarzında Edilgen olarak ve
özellikle sık sık Deponent olarak bulunur. (Fiilde Orta-Edilgen çekim
Etken anlamla bağlanır) Fiilde Zaman ve Kip çok basit yapılıdır: Basit
Zaman bakımından yalnız Şimdiki Zaman (Gelecek Zamanı da kapsar) ve bir
Geçmiş Zaman, Kip bakımından da Haber Kipi yanında yalnız bir Emir Kipi
mevcuttur. Yardımcı Fiillerle yapılabilen Birleşik Zaman ise seyrek
kullanılan bir kaç eski Zamanda oluşturulur. Ayrıca fiilin yalnız Teklik
ve Çokluk hali vardır, İkil hali yoktur. Fiilimsilerin şimdilik Mastar
I, Mastar II, Supinum ve İsim-Fiil tabirleri kullanılan birkaç şekli,
ilaveten Geçişli Fiillerde Edilgen, Geçişsiz Fiillerde Etken anlamı olan
bir Ortaç şekli vardır. (Friedrich, J. Hethitisches Elementärbuch, Teil
I, Heidelberg, 1960)
Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde
binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin
dinlerinden alınmıştır.
-Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri
insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi
yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik
ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları
en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni
insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan
ilişkilerini bey - hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir.
-Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli
yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden
oluşmuştur.
Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır
(Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini
koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir.
-Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması;
M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde
büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile
sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce
aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır.
Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli
öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından
imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine
dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar
üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında
Kraliçenin mührü de vardır. Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan
asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan
antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet
olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş
kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır.
-Boğazköy
MÖ II.bin başlarında, Yukarı Mezopotamya'daki Assur şehrinin zengin
tüccarlarının Anadolu ile yoğun bir ticari ilişkiye girmiş olduklarını
görüyoruz Orta Anadolu'nun geniş toprakları üzerinde kurulan küçük
krallık veya beylikler, "Karum" adı verilen pazar yerleri ile son derece
canlı birer ticaret merkezleriydiler. Assurlu tüccarlarla birlikte
gelişen bir başka ve çok önemli olgu ise, MÖ II. bin de Anadolu'da
bilinmeyen fakat Mezopotamya'da MÖ 3000 yılından beri kullanılan çivi
yazısının Anadolu'ya gelişidir. Böylece Anadolu tarihi çağlara
girmektedir. Kilden yapılmış tabletler üzerine yazılan mektuplardan,
Assurlu tüccarların Anadolu'ya kumaş, koku ve kalay madeni getirerek
yerli krallara ve halka sattıklarını, karşılığında altın, gümüş ve bazı
tunç malzeme aldıklarını öğreniyoruz.
Koloni Çağı'nı izleyen Eski Hitit ( M.Ö. 18.yy.) ve Büyük Hitit
Krallığı dönemleri sonunda, takriben 1200 yıllarında batıdan gelen ve
Deniz Kavimleri diye adlandırılan toplulukların istilası ile Hitit
İmparatorluğu son bulmuş ve Hititler yaşamlarına şehir beylikleri
halinde devam etmişlerdir.
-Anadolu'da ilk kez organize devlet kuran Hititleri'in başkenti
olan Boğazköy (Hattuşa), dağlık-engebeli bir arazi kurulmuş olup Çorum'a
uzaklığı 82 km'dir.
-Boğazköy'ün gerçek tarihi M.Ö. 1900'den az sonra başlar. Geç Hitit
ve Asur belgelerinden öğrendiğimize göre Boğazköy; Hattuştu ve Pijusti
adlı krallarla son bulan bir hanedanlığın merkezi idi. M.Ö. 19. ve 18.
yy.'da Hitit öncesi'deki dönemde Boğazköy'de, Hattiler ve Asurlu
tüccarlar da konaklamaktaydılar. Şehirde Asurlu tüccarların ticaret
yaptıkları "karum" denilen bir pazar yeri bulunmaktaydı.
-Boğazköy, M.Ö. 1200 yıllarına kadar Hititler'in başkenti olma
özelliğini korumuştur. İlk Hitit kralı olarak Hattuşa'lı anlamına gelen
Hattuşili'yi görüyoruz.
-Kentin asıl merkezini büyük kale teşkil eder. Büyük kalenin
kuzeybatı yamacında Hitit İmparatorluk dönemine ait özel evler ile Büyük
Mabed'in yer aldığı "aşağı şehir" bulunmaktadır. Şehrin güney kısmını
teşkil eden "yukarı şehir"; M.Ö. 13. yy kralları tarafından yapılmış
sandık şeklindeki surlarla çevrilmiştir. Bu surda Kral Kapısı, Potern,
Sfenskli Kapı, Aslanlı Kapı yer almaktadır. Yukarı şehir içinde Yenice
kale ve Sarıkale tahkim edilmiş olarak yapılmıştır.
-Hitit Krallığı; M.Ö. 1200'deki Deniz Kavmi Göçleri sonunda Trak
asıllı kavimlerin baskıları sonucu yıkılmış olup, dolayısıyla Boğazköy
de başkent olma özelliğini kaybetmiştir. M.Ö. 750 yılında Friklerin
yerleşimine sahne olmuştur. Hellenistik çağda ise Boğazköy; büyükçe bir
yerleşim alanı olamaktan öte gidememiştir. Bizans çağında da iskan
edildikten sonra Boğazköy'e 18. yy.'da bugünkü sakinleri yerleşmiştir.
-Antik Hattuşa harabeleri ile Yazılıkaya Açık Hava Mabedi birer
açık hava müzesi olarak önem taşımakta olup, ayrıca; Milli Park projesi
kapsamına alınmış ve Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmiştir.
|